1. Haberler
  2. Uncategorized
  3. SEYAHATNAME 2

SEYAHATNAME 2

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Buraya kadar gelmişken Clara’lara da bir uğramak istiyorum. Clara kim mi? Heidi’nin şehirli kankası. Frankfurt sokaklarında dolaşıyoruz, ben bütün binalara bakıyorum, acaba evi bulabilir miyim diye. Ama yok benzetiyorum sadece bazılarını, sanki bir süre önce bu sokaklardan da bizim ”Ağaoğlu” geçmiş bir gökdelenleşme, bir çirkin yapılaşma. Heidi o çizgi filmde 5 yaşındaydı. Sanıyorum ben de o yaşlardaydım ki daha sonra okumayı öğrendiğim zaman ilk alıp okuduğum uzun soluklu kitap da Heidi olmuştu. Çok etkilenmiştim küçükken, hala hatırı sayılır bir etkisi vardır üzerimde. Heidi gibi bir elbisem olsun isterdim mesela, onun gibi kendi etrafımda defalarca dönüp kendimi yere atınca kafam patlamasın isterdim. Keçiden direk süt içebileceğimi sanırdım. Kış gelince annem bizi neden kapkalın giydirirdi anlamazdım, oysa Heidi o kar kıyamette elbisesinin üstüne bir uyduruk şal alırdı olur biterdi. En çok dağları bırakıp şehre Clara’nın yanına geldiği zaman üzülmüştüm. Büyükbabasını, keçilerini, her şeyden önemlisi Peter’i bırakmıştı. Kolay mıydı insanın kankasından ayrılması… Heidi Frankfurt’a Clara’nın yanına gelince görmüştük ki o sarı saçlı narin kız engelli. Tekerlekli sandalye ile dolaşmak zorunda. Babası sürekli seyahatte olduğu için evdeki yardımcılardan başka onun ve dolayısıyle Heidi’nin eğitimi ve tüm ihtiyaçları ile ilgilenecek bir Bayan Rottenmeier vardı. Aman bu kadın ne aksi bir şeydi…
Bir de Clara’nın büyükannesi vardı, bazen gelirdi. İşte o geldiği zaman güzel havalarda parka giderlerdi. O zamanlar daha bu akülü engelli arabaları yok. Bizim Clara bildiğimiz birinin arkasından ittirdiği tekerlekli sandalyelerden birine sahip. O zaman bakardım bacak kadar boyuyla Heidi o arabayı nasıl kolay ittirirdi. Çocuk aklı işte etkilenmişim. Gün gelip gerçekten oralarda dolaşınca sebebini anladım:
Burada yerleşim yerlerinde yol ile kaldırımları çok küçük bir yükseklik ayırıyor. Öyle kocaman bir adım atıp basamak çıkar gibi çıkmak zorunda değilsiniz. Hele çocuklu, engelli ya da bisikletli iseniz rampa falan aramanıza gerek yok. Eğer ben burada araba kullanıyor olsaydım buna alışmam biraz zor olurdu, çünkü yol ile kaldırım alışık olmayan için zor ayrılıyor. Ama çok pratik düşünülmüş, her yerde bu yükseklik standart. Tabi şimdi akülü arabalar da var engelliler için, hayat bize olduğu kadar kolay olmasa da mümkün olduğunca kolay. Bunu gördükten sonra aklıma seneler önce Fatih Caddesinde ilk kaldırım çalışması yapıldığı zamanlardan biri geliyor. Lise son sınıftayım. Bir yere gitmem gerekiyordu. Kaldırım bordürleri 40 cm kadar yanlış hatırlamıyorsam, öylece dizilmiş. Adımımı atmamla pantolonumun patlaması bir oldu.”E be kardeşim nasıl bir iştir bu?” O taşlar epeyce öyle kaldı da cadde seneler içinde asfaltlandıkça normal seviyeye geldi sonra da işte bildiğiniz bu kaldırımlar yapıldı yeniden. Neyse…
Neden diye düşünüyorum, insanlar sadece kendileri gibi olanlar için iş yaparlar, bir başkasını düşünmezler? Daha önceki yazılarımdan birinde de belirtmiştim, engelli olmak hatırı sayılır derecede zor bir şey başlı başına. Bir de dış etkenler bunu zorlaştırıp hep bir başkasına bağımlı kılıyorsa sizi, vay halinize.
Yalovada kaldırımlar çoğu yerde düzgün olmasına rağmen hala yüksek. İniş, çıkış rampalarının önünde her zaman bir araba park etmiş durumda. Toplu taşıma engelli biri için unut gitsin zaten. Ya umumi tuvaletler, hangi restoran ya da kafede engelli tuvaleti var?
Çocuğum küçükken bebek arabası ile dolaştığımız zamanlarda Fatih Caddesini es geçiyorum ama diğer sokak ve caddelerde çok zorlandığımı hatırlıyorum. Bozuk taşlar, ancak bir insanın yan dönerek geçebileceği üzerinde saçma sapan bir şeyin bulunduğu kaldırımlar. Çok iyi hatırlıyorum, Atatürk İlköğretim Okulundan karşıya geçtik ve yolun ortasında kaldım. Karşı taraf demirli zaten bir yere kadar ve yaya geçsin diye bırakılan aralıkta da araba park etmiş. Orada trafik polisi var üstelik. Yolun ortasındayım bebek arabası sığmıyor o aralıklardan, gittim polisin yanına “neden” dedim, “ben çocuğumla bu tarafiğin içindeyim de bu araba yaya geçidinde?” Cevap şu oldu: “Ceza kesiyoruz, ertesi gün yine koyuyorlar baş edemiyoruz”. Dükkanları göstererek (o zaman hangi dükkanlar vardı hatırlamıyorum) “ben de memurum, çoluk çocuğum var, Yalova güzel yer” dedi. Anladım durumu.
Nereden nereye işte. Yepyeni bir yüze bürünüyor şu günlerde Yalova. Şehir planlaması yapılırken umarım kimileri için ufacık ama bazıları için kocaman olan detaylar unutulmaz. Hayat hepimiz için kolay olsun.
Unutmayalım hepimiz bir engelli adayıyız.
Küçücük bir not: Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri Zülfü Livaneli’nin SERENAD’ı. Ve bir twitinde Ahmet Hakan’dan duyup merak ettiğim Derviş Şentekin’in BEŞ PARASIZDIM VE KADIN ÇOK GÜZELDİ isimli romanı. Adının tuhaflığına bakmayın çok güzel kurgulanmış, tam da bildiğimiz şeyleri anlatan güzel bir roman. Yeni bir kitap alasınız varsa tavsiye ederim.

SEYAHATNAME 2
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Yalova Atakent Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!