1. Haberler
  2. Uncategorized
  3. HASTANE HİKAYELERİ

HASTANE HİKAYELERİ

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

15 gün hastanede kaldıktan sonra insan ayrı bir manyak oluyor. Hem hasta, hem hasta yakını olarak bu aralar normal değiliz. Hastalık tuhaf, gelişme yavaş olunca insan hafiften geyiğe vuruyor işi. Eşimin doktoruna “galiba bizimkinin bütün sakatat elden geçecek” dedim. Rapora bakmıştım, böbrek, dalak, karaciğer ne varsa problemli gözüküyordu. Sorunumuz bağırsakta ama raporu okuyunca sormak lazım dedim.

Değişik deneyimler yaşadım. İlk defa bu kadar uzun süre bir hastanede ikamet ettim açıkçası. Hasta için ayrı eziyet, yanında kalan için ayrı eziyet. Zaman hastanede sanki durmuş, bir türlü geçmiyor. Oysa ben orada küçük bir kitaplık oluşturdum bütün bu kalış içinde.
Her yeni gün “acaba bugün çıkma ihtimalimiz var mı” umuduyla doktorumuzu bekledik. Sonunda ateş düştü, kan verileri normale döndü, ameliyat olasılığı azaldı ve doktorumuz pazartesi günü bize “Çarşamba günü yollarım sizi, her şey yoluna girdi” dedi. Tahmin edersiniz ki o Çarşamba gelmek bilmedi sabırsızlıktan. Şimdi evdeyiz, dile kolay tam 15 gün sıkıntılı bir hastane macerası yaşadık.
Beni kan tutar hem de çok fena. O yüzden benden hiç iyi hasta refakatçisi olmaz derdim. Ama bu zaman içinde doktorumuza yapmayı planladığı küçük operasyonu izleyip izleyemeyeceğimi bile sordum. İnsan değişiyor hem de nasıl. Yanlışlıkla koldan fırlayan seruma hemşire gelene kadar nasıl müdahale etmem gerektiğini bile soğukkanlı bir şekilde öğrendim.
Daha önce koridor maceralarını anlattığım için yenilerini eklemiyorum. En iyi hasta ziyareti kısa olanıdır lafı nedense hiç uygulanmıyordu bazı odalarda. 10 kişilik gruplar halinde gelip ameliyattan yeni çıkmış hastanın başına dikilmek nasıl bir anlayıştır ben çözemedim. Tabi bu gruplar aynı anda odalara sığmadıkları için koridorda diğer hasta odalarına göz atarak rahatsızlık vermeye başka bir şekilde de devam ediyorlardı. Hastaların pijamalarıyla yatmalarından daha normal bir şey yok ama ya hasta yakınları? Onlar neden pijama, terlik dolaşıyorlar hiç anlamadım. Bana fazla empatik geldi.
“Hastaneden yeni çıktım bir ekmek parası abla” lafının nereden geldiğini sonunda anladım.
Çıkış günü gelince beni bir düşünce aldı. Sonuçta özel hastanedeyiz, her şey çok güzel, doktorlarımız süper, hemşirelerimiz bir o kadar güler yüzlü ve iyiler, kat görevlileri de öyle. Ama bunların bir bedeli olmalı. Hasta çıkışa gittim aklımda “bu hastanede ne kadar bulaşık oluyordur acaba?” düşüncesiyle. İşlemler başladı, doktorumuz bize indirim yapılmasını sağladı. Bulaşık yıkamaya gerek kalmadan çıktık oradan.
Bir daha geri döner miyiz bilmiyorum. Çünkü bu öyle bir hastalık ki tam geçti derken tekrar başlayabiliyor. Bütün bunları anlattım çünkü kıssadan hisse çıkartmak lazım. Bilenler biliyor benim eşim Alman. Kontrollerini çoğu zaman Almanya’da yaptırır. 3 ay önce bu rahatsızlıkla ilgili yıllık kontrolünü de yaptırmıştı. Orada üstünde durulmayan ufak problem bizi bu kadar uğraştırdı. “Beni Türk doktorlarına emanet ediniz” derken Atamızın bir bildiği varmış.
Hastaneden çıktığımız halde hasta takibini bırakmayarak durumunu telefonla soran Doktor Alp Bey’e çok teşekkürler.
NOT: Bekir Coşkun’un “Başın Öne Eğilmesin” isimli kitabını şiddetle tavsiye ediyorum.

HASTANE HİKAYELERİ
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Yalova Atakent Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!