Bu benim ilk filmim değil, tam emin değilim ama sanırım 92 yılıydı… Yalova’da yapılması planlanan sahnelerin çekimi için İlyas Salman’ın başrolünü oynadığı ‘Sarı Mercedes’ filminin ekibiyle tanışmamızla başladı ilk beyazperde deneyimim. Eşinden boşanmış bir annenin anaokuluna giden çocuğunu ziyarete geldiği bölüm çekilecekti. İşte o kutsal görev için seçilmiş okul da İkizler Anaokulu idi. Gösterime girdiği dönemde filmin hasılatı beklenildiği gibi olmamış olsa da, İkizler Anaokulu’nun hasılatı her zamankinden fazla olmuştu.
İkinci filmim ise; Fikrimin İnce Gülü… Sevgili dostum Oya ile 6.15 ekspres vapuruyla İstanbul’a giderken yakalandık film ekibine, tıpkı bizim gibi hoş muhabbetimiz de dikkat çekmiş olmalı ki “Lütfen az önce yaptığınız gibi sohbetinize devam edin” dediler bize. 7/24 her konuda inceden inceye bir fikrimiz olduğundan ve bu fikirlerimizi de güle dönüştürmeyi iyi bildiğimizden mütevellit hiç zorlanmadık oynarken. Tek çekimle işi bitirdik, çılgınca alkışlar ve tezahüratlar susmak bilmiyordu. Gemi iskeleye yanaştığında bekleyen kalabalığı görünce “işte bu Oya!” dedim. Yalova’ya döner dönmez hayranlarımıza imzalı fotoğraf dağıtmak için Foto Yıldız’da artistik fotoğraflar çektirip çoğalttık, çoğu elimizde kaldı ama olsun. (Yoksa hepsi mi elimizde kalmıştı Oya?)
Hayat gailesi, sorumluluklar, annelik, babalık, yöneticilik, öğretmenlik başrolleri derken figüranlık kariyerime uzun yıllar ara vermek zorunda kaldım…
Ta ki bir gün yönetmen Çağan Irmak’ın son filmi Nadide Hayat’ta Demet Akbağ’a eşlik etmemiz için Dragos Musiki Derneğimizi arayana dek… Eşinin vefatından sonra hayata tutunma çabaları içinde olan bir kadın Nadide Hanım, boşlukta olan çoğu insan gibi o kurstan bu kursa koşarken musikide de deniyor şansını. İşte tam da o anda bizimle buluşuyor. Yönetmenin “Siz esmer kıvırcık saçlı bayan lütfen Demet Hanım’ın önünde durun” demesiyle Oscar’a adım adım yaklaştığımı hissediyordum. Tam 6 kere kayıt dedi Çağan Irmak, eee dile kolay ‘Nideyim sahn-ı çemen’i söyledik. Nadide Hanımcığımız bize ayak uyduramadığı için ona ahh vahh dedik bildiğin çemkirdik, üstüne üstlük bir de ters ters baktık koskoca Demet Akbağ’a. Rolümüz ağırdı, öyle her babayiğidin harcı değildi yani…
Fragmanlar günlerce her kanalda gösterilirken kızımın “Anneee koş!” demesiyle, deve gibi koştururken koltuğun ayağına çarpan parmağımın acısı bile zevkten dört köşe olmama engel olamadı. Vee 18 Aralık’ta film vizyona girdi, Deniz’im ve kız arkadaşlarımla kendi çapımızda bir gala düzenledik… Mısırlarımız, frigolarımız, gazozlarımız her şeyimiz hazırdı. Ne zaman çıkarım acaba diye düşünürken “Aaaahh nideyimmm” diyen sesimizi duymamla açmaya çalıştığım frigomu elimden fırlattım. Rüzgar gibi geçti be…
Nadide Hanım harika bir karakterdi. Eminim hepimizin kendinden bir, hatta birçok parça bulduğu bir kadındı. Benim için ise; değil benzer anları ve bir sürü şeye heveslenip atlama denemeleri, repliklerin bile birebir örtüştüğü bir film bir hayattı. Nitekim 19 Mayıs’ta normal aileler stada çocuklarının gösterilerini izlemeye gelirken; benimkiler 40 yaşını geçmiş annelerini zeybek oynarken seyretmişlerdi.
Baştan sona duyguları coşturan bir senaryo, bir filmdi ama Nadide Hayat’ın söylediği şu replik beni benden aldı ya da beni bana geri verdi, o gemiye koydu. “BU HAYAT BENİM, YARISINI BAŞKALARI İÇİN YAŞADIM. GERİYE NE KADAR ÖMRÜM KALDI BİLMİYORUM; BELKİ KIRK YIL BELKİ BİR GÜN.GERİYE KALAN HAYAT BENİM VE BEN NASIL İSTİYORSAM ÖYLE GEÇECEK. BEN BU GEMİDEN MUTLU İNECEĞİM.”
Ben de bu gemiden mutlu inmek istiyorum.
Herkesin de sefere çıktığı gemiden mutlu inmesi dileğiyle, mutlu yıllar…
