1. Haberler
  2. Genel
  3. 11 EYLÜL

11 EYLÜL

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kendi içimde de depremi yaşıyordum o sıralar, şiddeti olmayan bir depremdi bu: şiddetsiz geçimsizlik. Sanırım çocuklarımla yola yalnız devam etmeliydim artık. Denizim, Doğam, anaokulum ve daha hesaba katmadığım onlarca sorumlulukla birlikte, önceleri hiçbir Allah’ın kulunu tanımadığım, sonraları ise tanımadığım bir Allah’ın kulunun kalmadığı yerdeydim: Eski Foça!

Neden Foça? Niye Foça? Defalarca sorulmuş olmasına rağmen cevabını benim bile bilmediğim sorulardı. Kim bilir çeken neydi; yaşanacak güzel yıllar mı, çekilecek başka çileler mi, tutkulu bir aşk mı, sıcak dostluklar mı yoksa yeni kazıklar mı?

Kader diyemem ben kendim ettim derken, adını koyamadığım bir şeylerin de bizi buraya çektiğini hissediyordum. Hani bazen hayat seni bulunduğun yerden alır ve der ki: buradan devam et. İşte tam da oradaydım.

Foça’ya ayak bastığımızda Eylül ayının 11’i idi. Garaja indiğimizde, bir alkış bir kalabalık, bando mızıka orkestrası, kılıç kalkan ekibi… “Noluyoruz yahu bu kadar tezahürata gerek yoktu; tamam geldiğimize sevindiniz çok naziksiniz, ama kırmızı halıyı unutmuşsunuz, bakın geri giderim” dedim. :)

– Anneee bize değil,bak arkana.. dedi kızım..

Tam arkamızda tüm heybetiyle savaş gazileri! Foça’nın kurtuluşuymuş meğer 11 Eylül. O tarihin bir diğer olayı ikiz kulelerin bombalanışı biliyorsunuz, eh işte bir de naçizane benim Foça’ya ayak basışım tarihte 11 Eylül efsanelerinden biri olarak yer alır. (bknz. meydan larouesse) :)

Denizi, doğasıyla benim Denizim ve Doğam kadar olmasa da hiç fena bir yer değilmiş. Herkes mutlu, keyifli… Yaşadığımız depremi, yüreğimdeki depremi sanki hafifletebilecek, yaralarımızı sarabilecek gibi geldi ilk andan itibaren.

Doğa 3, Deniz ise 10 yaşındaydı… Foça’nın Mersinaki Koyu’nda, merkeze oldukça uzak dağın öte tarafında bahçe içinde şirin mi şirin bir ev tuttuk. Deniz, Heidi misali okula gidip gelmeye alışmıştı bile. Etraf kalabalık, komşularımız cıvıl cıvıl, sokağımız şen şakraktı.

Yalova’dan eski bir dostun vesilesiyle tanıştığım İzmir’li bir arkadaş vesile oldu da Foça’da bir arkadaş sahibi oldum: adı Vesile idi. :)

Vesile doğma büyüme Foçalıydı, bana can yoldaşı oldu orada yaşadığım süre boyunca. “Gece kapını açık bırakıp yatabilirsin, burada çocuklarla yalnız kalmaktan hiç korkma, kışlarımız bahar gibidir yorgan bile kullanmayız, tek katalitikle geçiririz kış mevsimini, hatta en son ben ilkokuldayken kar yağdı Foça’ya” dedi. Sevindim, rahatladım onu dinledikçe; hem güvenlik hem ekonomik anlamda.

Ve beklenen kış geldi… Hava feci ayazdı. Okulların açılmasıyla ıssızlaşan sokağımızda artık tek bir ışık bile yanmıyordu bizimkinden gayrı. Yazlık bir bölgeymiş, kışın inler cinler lig maçları yaparmış meğer nerden bilebilirdim. Fırtınanın uğultusuyla, panjurların gıcırtısının muhteşem düeti eşliğinde akşam yemeğimizi yemiş, çocuklarla dizi izliyorduk. Saat 22:30 civarıydı. Bahçeden gelen silah sesleri arka arkaya atılan makineli sesi, bağırışlar, el bombası.. “Aman Allahım savaş çıktı galiba” dedim; çocuklara yatın çabuk diyerek attım onları yere, ben de üstlerine yattım. Öylece hareketsiz kaldık dakikalarca, korkudan kıpırdayamıyor nefes bile almıyorduk. Çocuklar altımda kaldıkları için nefes alamıyormuş son anda fark ettim. ? Sürüne sürüne telefona gittim, sesler hala tüm şiddetiyle devam ediyordu. Dilimiz tutulmadı ya o anda bir daha da tutulmaz herhalde kolay kolay. Jandarma komando okulunu aradım, “savaş mı çıktı? evimiz sarıldı bahçemize girdiler çatışma var, yardım edin çocuklarımla mahsur kaldık!” dedim, demeye çalıştım daha doğrusu. Ağlamaktan konuşamıyordum bile doğru düzgün…

– Lütfen lütfen sakin olun bayan, gülmekle gülmemek arasında bir ses tonuyla asker: savaş tatbikatı var, sizin evinize çok yakın yerdeler, o yüzden bu kadar yankı yapıyor korkmayın dedi.

– Ben değil, çocuklar korktu zaten dedim! :)

Aradan bir ay geçmişti bir sabah uyandık ki her yer bembeyaz. Uzaktan bakınca beyaz ve mavinin bütünleştiği harika bir manzaraydı ama yakından durum farklıydı. Evdeki tek katalitiğimiz çok çabaladı sağolsun bizi ısıtmak için ama ne yazık ki donmamıza engel olamadı; ne kadar battaniye, yorgan varsa sarındık sarmalandık. O gece Vesileciğimi ve bahar gibi geçer dediği kışları düşünerek uyuyakalmışım. :)

Ertesi sene gene kar yağdı Foça’ya. Ama artık kestane pişirmeyi bile öğrenmiştik odun sobamızda; büyümüştük…

11 EYLÜL
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Yalova Atakent Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!