TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 224.128
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 5.575
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 59
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 4.427
Genel

ZİNA VE LAİKLİK

Bir eylemin suç olarak düzenlenmesiyle, toplumsal kınama refleksi ortaya konulup, kişisel kıygınlığın giderilmesi amaçlanır. Bu yapılırken sosyal gerçeklik ve zorunluluk boyutu gözetilir. Kınanan eylemle orantısal bir ceza öngörülerek, bu cezanın..

ZİNA VE LAİKLİK

Bir eylemin suç olarak düzenlenmesiyle, toplumsal kınama refleksi ortaya konulup, kişisel kıygınlığın giderilmesi amaçlanır. Bu yapılırken sosyal gerçeklik ve zorunluluk boyutu gözetilir. Kınanan eylemle orantısal bir ceza öngörülerek, bu cezanın infazı sırasında da, aynı eylemin yinelenmemesi için ıslah edici bir infaz rejimi esas alınır.

Zinanın Türk Ceza Yasası’nda suç olarak düzenlendiği dönemde, kadının zina suçu için sadece bir cinsel ilişki yeterli görülmekte, erkeğin zinasında ise “karı koca gibi yaşama” koşulu aranmakta; bu suçların soruşturulabilmesi için ise, zina yapanın eşinin şikayeti gerekmekte idi. Bu dönemde Anayasa Mahkemesi yapılan bir başvuruda, “kocanın zina suçuna” ilişkin düzenlemeyi eşler arasındaki eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmişti. Geride suç olarak kalan kadının zinası ise, bu Mahkemeye daha sonra yapılan bir başvuru nedeniyle, sadece kadının zinasının suç sayılması da eşitliğe aykırı bulunarak iptal edilmişti. Her iki kararda, kadın ve erkeğin zinası konusundaki düzenlemeler “eşler arasındaki eşitliğe aykırılık” yönünden inceleme konusu edilmişti.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin (İHAS’ın) 8. maddesi “özel yaşam ve aileyi”; ek 7. protokolün 2. maddesi ise “eşler arasındaki eşitlik” konularını düzenlemekte ve koruma altına almaktadır. Sözleşmeye konu olan ve Anayasamızca da korunan bu haklar yönünden zinanın suç olarak sayılması, “demokratik toplumda gerekli ve orantısal” bir yaptırım olarak değerlendirilemez. Zina nedeniyle temelden sarsılan bir evlilikte, zinanın sadece boşanma nedeni sayılması, radikal olmayan yani orantısal olan bir sonuçtur.

Özel yaşama yapılan saldırıların önlenebilmesi için, belirli davranışlar yasalarda suç olarak düzenlenmiştir. Ancak özel yaşama yapılan tüm saldırılar suç olarak düzenlenemez. Bir bölümü sadece tazmini nitelikte yaptırım gerektirebilir. Zinanın sadece boşanma nedeni sayılması da, hem özel yaşamın bir gereği, hem de özel yaşamın korunmasının bir sonucudur. Aksinin benimsenmesi, zina yapan eşin yanında, evlilik dışındaki üçüncü kişinin de sosyal teşhirini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca çocukların bu toplumsal baskı altında anne ve babadan kopartılmasına ve rehabilite edilemeyecek konuma girmelerine neden olacaktır. Çağdaş sistemde ceza ile öç almak değil ıslah amaçlanmaktadır. Temelden sarsılan bir evlilikte, zinanın suç olarak sayılması bu sarsılmayı gidermemektedir. O halde, sadece öç almaya ve aldatılan eşin korunması temeline ve gerekçesine dayanan bir suçun, günümüz hukuk sisteminde benimsenmesi düşünülemez. Aldatılan eşin yapacağı, hukuk yoluyla öç almak olmayıp, evliliğini sonlandırmaktır. Hukuk, öç almak için değil adalet için vardır. Zinanın, boşanma nedeni sayılması dışında, evlilik içinde veya evlilik sonrası için mali, cezai veya başkaca sonuçlar doğuran düzenlemelere konu yapılması orantısız, ilgisiz ve radikal olan ancak hukuksal olmayan bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Zina suçu ile ailenin korunduğu söylense de, asıl korunan hukuksal yarar, evlilik içi sadakattir. Evlilik ve evlilik içindeki konular, kuşkusuz “özel yaşam” içerisindedir. Bir evlilikte zinanın söz konusu olması, evlilik birliğinin temelden sarsıldığı anlamındadır. Bu tüm çağdaş hukuk sistemlerinin kabul ettiği bir saptamadır. Zinanın suç olarak kabul edilmesi, evlilik içi sadakatsizliği giderecek midir? Temelden sarsılan evlilik kurtulacak mı ya da sarsılan aile bir arada tutulabilecek midir?

Yasalarda suç olarak düzenlenen davranışların bir kısmı, aynı zamanda dinler tarafından da kınanan davranışlardır. Zina suçu, dinsel temeli olan bir suçtur. TCK’nin 1926 yılında yürürlüğe konulduğu dönemde, laik hukuk devriminin yapıldığı ülkemizde dinsel değil o dönemdeki sosyal boyutu itibarıyla zina da suç olarak düzenlenmiştir. Ancak bugünkü sosyal yapı ve zorunluluk, özel yaşam kavramı içerisinde kalan zinanın sadece özel birlikteliği sonlandırma yani boşanma nedeni sayılmasını gerektirmiş, onu suç da sayarak sosyal teşhir (sosyal taşlama) yaratmamak için, zinanın suç boyutunu ortadan kaldırmıştır. Hukuk dogmatik değil, dinamiktir, sürekli değişen ve gelişen canlı bir varlıktır. Geçmişte suç olan bir davranışın, gelecekte de suç olmasını ya da her zaman aynı ağırlıktaki cezayı gerektirmesini savunmak, hukuk düşüncesi ile bağdaşmaz. Dinsel kurallar ise dogmatik nitelikte olduğundan, zinanın hala suç olarak varlığını savunmanın gerekçesi, işte sadece bu dogmatik düşüncede aranabilir. Ülkemizin suç ve ceza siyasetinde esas ve değişmez ilke, “laik hukuktur.” Zinanın suç olarak benimsenmesi konusundaki düşüncelerin, hangi dönemde olursa olsun dolaylı gerekçelerle bile dile getirilmesi, sonucu değiştirmeyecektir.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Sitemizde yapacağınız yorumlar kontrol edildikten sonra yayınlanacaktır.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL