TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 128.854
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 975
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 4
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 946
Zeynep DAĞDEVİRENOĞLU

MUSLUKLU BİDON

  Hangi yıllardı hatırlamıyorum ama elektrik ve su kesintileri sıkça yaşanırdı. Bizim neslin aşina olduğu bir durumdur. Evlerimizde çeşitli boylarda gaz lambaları vardı. Hatta çok lazımsa küçük tüpün üstüne takılan..

MUSLUKLU BİDON

 

Hangi yıllardı hatırlamıyorum ama elektrik ve su kesintileri sıkça yaşanırdı. Bizim neslin aşina olduğu bir durumdur. Evlerimizde çeşitli boylarda gaz lambaları vardı. Hatta çok lazımsa küçük tüpün üstüne takılan adına da lüks denilen bir aydınlatma şekli vardı ki, yandığı zaman çıkan “tısssss” sesi kulağımdadır hala.

Biz çocuklar elimizde fenerlerle tavanda, duvarlarda ışık savaşları yapardık. Anne, babamız “bitirmeyin pilini fenerin” diye kızardı. Hiç bir şey yapamazsak elimizle duvarda gölge oyunu oynardık.

Şimdiki gibi rengarenk, kokulu mumlar falan da yoktu. Bakkaldan aldığımız beyaz adi mum neyimize yetmiyordu? En fazla burgu şeklinde kırmızı, sarı ve yeşil renkli olanlarını hatırladığım üstü parlak olanlar vardı ki, pahalı diye sadece süs olarak kullanılırdı.
Bilgisayar yoktu, televizyon zaten saatliydi, öyle 24 saat yayın yoktu. En fazla Dallas’ın o haftaki bölümünü, Şahin Tepesi´nin başını kaçırırdık. Çok da önemli değildi.

Doğalgaz da yoktu, sobalarımıza atardık odunu, kömürü karanlık da olsa sıcacık otururduk. Elektrik kesilince çalışmayan kombiler çok sonra girdi hayatımıza.

Bir de su kesintisi olurdu. Banyo günleri, annelerin çamaşır günleri ona göre ayarlanırdı. Evin her yerine bidonlar, kovalar doldurulup konulur lazım olunca oradan kullanılırdı.

En çok aklımda kalan lavabonun kenarına monte edilen altına musluk takılmış bidonlardı. Sular kesik olsa da elimizi, yüzümüzü rahatça yıkardık. Uzun yıllar evlerin kömürlüklerinde, tavan aralarında saklandı o bidonlar ne olur ne olmaz diye. 2 yıl önce adadaki evimizi boşaltıp, satılığa çıkartana kadar oradaki banyolarda hala duruyordu bu musluklu bidonlar.
Benim oğlum ve arkadaşlarımın çocukları o kadar çok o bidonun ne olduğunu sordular ki. Su kesilmesi ne demek bilmeyen bir nesle o bidonun anlamını anlatmak ne kadar zor bilemezsiniz. Sular kesilince hayat durmazdı evlerde. Çünkü musluklu bidonlar vardı. Sular gelince yeniden doldurulur, kesilince kullanılırdı. Güzeldi.

Biz okula giderken tuvaletler de hiç temiz değildi. Sanırım susuz olduğumuz için. Okulun bahçesindeki çeşmeye ağzımızı dayar su içerdik, hasta falan da olmazdık.

Bugün bizim çocuklarımız ve dahi biz, ufacık şeyden hasta olma eğilimindeyiz. Beş senedir oğluma tembih ediyorum, “okulda kapalı su al iç, tuvaletten çıkınca, yemekten önce ellerini yıka, jel sür”. Biz öyle miydik? Beslenme saatlerinde yerde bir kere yuvarlanmayan elmayı, mandalinayı ağzımıza sürmezdik. Çocuk hastalıklarının hepsini geçirir ama hiç salgına yakalanmazdık. Şimdi çocuklar, çocuk hastalıklarını ya hiç geçirmiyor, ya çok hafif atlatıyor ama en basit gribin ya da boğaz enfeksiyonun en ağırını geçiriyorlar. Okullarda zaman zaman olan salgınları hiç saymıyorum.
Bu günlerde sularımız kesiliyor, önceden haberli ya da habersiz. Şehrimizin suyu bitti. Her taraftan uyarılar yapılıyor israf etmeyin diye. Bütün bu uyarılara rağmen, balkon yıkayanlar, bahçe sulayanlar sular geldiği gibi devam ediyorlar işlerine. Görünce insanı çileden çıkartan manzaralar. Çünkü verilen azıcık su, çamur gibi geliyor. Verilen azıcık su kokuyor. Ve biz korkuyoruz hasta olmaktan, çocuklarımızın hasta olmasından.
Biliyorum ki, bir çok arkadaşım bardağında kalan suyu bir saksıya döküyor, yıkadığı sebzenin suyunu bahçesinde kullanıyor, çamaşırını renkli, beyaz diye ayırmaktan vazgeçip bir kerede ne kadar çok yıkayacağının hesabını yapıyor. Bütün bulaşıklarını makineye koyuyor, “hadi şöyle elimde çabucak yıkarım” devri çoktan bitti. Biz çocuklu anneler kara kara düşünüyoruz, “okullar açılacak, o zaman ne olacak?” diye.
Susuz kalmamızın sebebi ne olursa olsun, önümüzdeki günler iyi şeyler beklemiyor bu şehri. Su şehri Yalova’nın musluklarından çamur akıyor. Susuzluğun faturası bir ona, bir buna kesiliyor. Artık olan olmuş, kim yaptıysa yapmış koskoca barajın dibi gözükmüştür. Günlerdir “geldi, gitti, hangi mahallede su var, çamurlu, kokulu” muhabbeti yapıyoruz. Galiba bütün bunları bırakıp, gerçeği kabul edip, kendi çözümlerimizi üretmenin vakti geldi.

Ne yapsak, şu susuz kaldığımız günlerde musluklu bidonlara geri dönsek, hayat daha güzel olur mu acaba?

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Sitemizde yapacağınız yorumlar kontrol edildikten sonra yayınlanacaktır.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL