Çok uzun zaman oldu senden haber almayalı. Nerdesin, nasılsın, kimlerlesin? Merak ediyorum. Bugüne kadar hiçbir seslenişime cevap vermedin, ilgilenmedin bile. Oysaki bir zamanlar birbirimize ne kadar bağlıydık, ne çok severdin bizi… Hatırlar mısın bilmem; seninle tanıştığımızda henüz çocuktum, baba evimde prensesliğimin hüküm sürdüğü, hastalandığımda mahallede yas ilan edildiği, suratım asıldığında beni güldürebilmek için bütün ailenin tatlı bir telaşla çırpındığı, masal değil gerçeğin ta kendisi olan, kısacası şımarıklık sıfatının benimle bütünleştiği yıllardı…
Bencilce davrandığını sana üzülerek hatırlatmak isterim sevgili Bayram! Şaşaalı hayatlarımızı yaşarken evimizden hiç çıkmazdın, babacığımla kadehleri tokuştururken, anneciğimin yaptığı birbirinden leziz yemekleri, mezeleri yerken, baklava börekleri ve o çok sevdiğin likörlü çikolataları götürürken, ablam ve teyzelerimle beraber şarkılarımıza fasıllarımıza eşlik ederken, kalabalık sofralarımızda gülüş cümbüş eğlenirken dibimizden ayrılmazdın. En sevdiğin şarkı da hayat bayram olsa idi… ;)
Arabayla Çamlıca Tepesi’ne çıkıp çay içmeye bayılırdın; güneşin batışını seyrederek… Ve Kanlıca’da yoğurt yemeden kesinlikle eve dönmek istemezdin, Telli Baba’ya makara makara telleri dolarken annemin gözlerine nasıl da bakardın umutla, Sarıyer’de kağıt helva, üstüne de boğazda rakı balık ziyafeti yapıp mideni alt üst etmene rağmen yine de şikayet etmezdin. Balonların her rengini sevip, bir türlü karar veremediğin için baloncunun bütün balonlarını alıp eve dönerken havalara uçardın. Şarkıcı İbo hala o balonları kimin aldığını bulamadı, nerden bilsin ki hepsini senin bir daha geri getirmemek üzere alıp götürdüğünü…
Mevsimlerin yas tutmadığı, güllerin bir damla bile gözyaşı dökmediği o güzel yıllarda sen ve ayrılmaz kankan seyran da hep bizimleydi, her anımızda yanı başımızdaydınız..
Yıllar yılları birbiri ardına böylesine zevk-i sefa içinde, sevgiyle, saygıyla dopdolu duygularla kovalarken; bir gün amansız ve apansız bir şekilde yakalanıverdi ona…
Mevsim sonbahardı, elini çekmeden çalıyordu kapıyı… Açtım, karşımda daha önce hiç görmediğim biri; bakışlarında mutluluğa dair anlam bulmam imkânsızdı. ‘Hoş geldin’ demeye dilim varmadı. ‘Kimsiniz’ dedim; ben ‘buruk acı’ dedi…
Burulduk, vurulduk, durulduk…
Sevgili Bayram, yahu bu buruk acı çöreklendi gitmek bilmiyor! Üstelik her mevsim başka bir akrabası geldi, sülale boyu yerleştiler anlayacağın sen bizden gittin gideli… İşin tuhafı farkında olmadan alıştım onlarla yaşamaya hatta onlardan birçok şey öğrendim: Mesela şımarmamayı…
Sence de bu kadar hasretlik yetmez mi? Kâh orada kâh burada olsan da yeter. Çocuklarım boyumu geçti onlar da seni daha yakından tanışsınlar, kaynaşsınlar istiyorum. Kaldığımız yerden devam ederiz diye söz veremem sana, belki eskisi gibi ağırlayamam ama yine kahkahalarla güldürürüm seni..
Tabii, hala bir kahvenin kırk yıl hatırı varsa… Ne dersin?